Çağımızın en sessiz ama en etkili yol arkadaşlarında biri şüphesiz strestir. Günümüz dünyasında değişen yaşam koşulları, hızla ilerleyen tek...

ÇAĞIMIZIN GÖRÜNMEZ YÜKÜ: STRES


Çağımızın en sessiz ama en etkili yol arkadaşlarında biri şüphesiz strestir. Günümüz dünyasında değişen yaşam koşulları, hızla ilerleyen teknoloji ve sosyo-psikolojik baskılar, stresi geçmişe oranla daha görünür ve daha etkili hale getirmiştir


Stres kelimesi, Latince “estrictia”dan gelir. 17. yüzyılda felaket, bela, musibet, dert gibi anlamlarda kullanılırken; 18 ve 19. yüzyıllarda güç, baskı, zor anlamlarına doğru evirilmiştir. Bu nedenle stres, nesne ya da kişinin baskı altında biçiminin değişmesi veya bu baskıya direnmesi şeklinde tanımlanmaya başlanmıştır.


Tıbbi açıdan bakıldığında stres, yaşadığımız olaylara verdiğimiz doğal tepkidir. Ani yaşam değişiklikleri, olumsuz olaylar, ekonomik sıkıntılar, toplumsal baskılar ve kişisel beklentiler stres hormonunun salgılanmasını tetikler. Bu hormonun salgılanması, vücudumuzdaki sempatik ya da parasempatik sistem devreye girerek organizmayı tehdit algısına karşı hazırlar. Bu yönüyle insan doğasının bir parçasıdır ve normal bir tepkidir. Doğru seviyede olduğunda motive edici, başarıyı arttırıcı bir etken olabilir. Ancak günümüz yaşam karmaşasında çoğu zaman motiveden çok, zihni körelten, bedeni yıpratan ve ruhu yavaşça tüketen, farkında olmadan sırtımıza yüklediğimiz bir ağırlık haline gelmektedir. Bu durumun etkisi ise herkeste farklı şekilde kendini gösterir. Bir kişi için sıradan olan bir stres faktörü bir başkası için çözülemez bir problem haline gelebilir. Çünkü stres, yaşadıklarımızdan çok, yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamla ilgilidir. 


Örneğin; bir öğrencinin sınavı kazanma hayalinin, bir annenin emeğinin, bir genç kadının beden algısının, bir öğretmenin öğrencilerini iyi yetiştirme arzusunun salgıladığı stres ve bunun etkileri aynı değildir. Bireylerin bakış açısı ve olaylara yükledikleri anlam birbirinden farklı olduğundan yaşadıkları sonuçlar, gösterdikleri izler de farklı olacaktır.


STRESİN DERİN İZLERİ 


Hayatın karmaşık akışında devam ederken kimi zaman ruhsal, zihinsel ve bedensel belirtiler görmezden gelinir. Ancak bu izler zamanla taşınmaz bir yük halinde kendini göstermeye başlar. Uzun süreli ve yönetilemeyen stres; bedensel, ruhsal ve duygusal düzeyde derin izler bırakır. 


Bedende; sırt, boyun ve kas ağrısı, sindirim sistemi sorunları, uyku problemleri, kalp çarpıntıları sıkça görülür. Aynı zamanda kadınlarda PCOS, erkeklerde üreme sağlığı sorunları, kanser ve birçok kronik hastalıkla ilişkisi bulunmaktadır. 


Zihinde; sürekli kaygı hali, öfke, suçluluk ve değersizlik hissi belirir. Konsantrasyon azalır, zihin bulanıklaşır. Zamanla iş hayatına yansır. Kişi ya sürekli tetikte kalarak tükenir ya da duygusal olarak geri çekilerek hayattan uzaklaşır ve içine kapanır. 


Stres, böylece insanın hem bedenini hem ruhunu aynı anda kuşatan görünmez bir baskıya dönüşür ve zamanla hayatın akıcı seyrini bozar. Hayattan, yaptığın almamaya kadar varır. işten zevk almamaya kadar varır.


STRESLE BAŞ ETME BECERİLERİ 


Kendi Dünyana Yolculuk: Dünyaya bakış açımız, olayları nasıl yorumladığımız stres düzeyimizi belirler. Stresle baş etmede ilk adım, duruma bakışımızı değiştirmektir. Gerçeğe odaklanmak, olumsuz düşünceler yerine olumluya yöneltmek ve gerektiğinde koşulları değiştirebilmek stresin etkisini önemli ölçüde azaltır.


Yaşam Kalitesini Arttırmak: Yaşam kalitesini arttırmaya yönelik sürdürülebilir adımlar atmak bu noktada önemlidir. Dengeli ve sağlıklı beslenmek, spor yapmak, yürüyüşe çıkmak, zararlı alışkanlıkları kararlılıkla geride bırakmak, ekran süresini azaltmak, hücrelere “güvendeyiz” mesajını yollar ve zamanla daha dirençli, daha canlı, daha sağlıklı bir bedene kavuşmamızı mümkün kılar. 


Nefes Ve Gevşeme Egzersizleri: Derin nefes çalışmaları, olumlama teknikleri, yoga, derin düşünme, dua ve manevi destek çalışmaları hem zihni hem bedeni aynı anda yumuşatır, sinir sitemine “tehlike geçti, artık dinlenebilirsin” uyarısını verir. Parasempatik sistemi uyandırarak kalp atışını yavaşlatır, kasları gevşetir ve bedeni rahatlatır. 


Sosyal Destek: Sosyal destek birey için önemli bir koruyucu faktördür. Duyguların paylaşılması aidiyet duygusu, aileyle, sevilen insanlarla geçirilen anlar bireye “ben yalnız değilim” duygusunu kazandırır. 


Yapabilirlik Algısını Artırmak: Birey yapabilme kabiliyetini gördükçe kendine olan güveni de artar. Bir hobiyle zamanını değerlendirmek, zaman yönetimi yaparak işleri kolaylaştırmak insana, “ben yapabiliyorum” duygusunu geri verir. Böylece kişi, elinde seçenekleri olan, kendine güvenen, daha az korkuyla, daha çok güçle stresle baş edebilecektir.


SONUÇ 


Hayatın karmaşası ve beraberinde getirdiği sorunlar yüzyıllardır var oldu her zamanda var olacaktır ve stres her zaman vücudumuzda salgılanmaya devam edecektir. Onu düşman ilan etmek, yok etmeye çalışmak veya panikleyerek daha çok artmasına neden olmak yerine anlamak, işaretlerini tanımak, durup derin bir nefesle yavaşlamak, bedenin isteklerini görmeye çalışmak ve gerektiğinde destek almak bizi daha dayanıklı ve daha dengeli bir noktaya taşır. Kendine şefkat gösteren, duygularına alan açan, güçlü yönlerine odaklanan ve sosyal bağlarını güçlendiren birey, stresin gölgesini küçültür. Hayatı daha iyi karşılayarak yaşamla daha dengeli ve daha farkındalıklı bir ilişki kurmayı, zorlukları daha iyi yöneterek sağlıklı bir beden ve zihinle yolda ilerlemeyi sağlayacaktır.

0 Yorum:

Lütfen yorumlarınızı yazınız...