Herhangi bir nedenle evli
çiftlerin görüş ayrılığına düşmesi, bazen gergin tartışmalara neden olabilir. Aile
ortamı, kasvetli bir havaya bürünür. Eşlerden her biri, olayları kendi
penceresinden görüp yorumlar, haklılığını eşine kabul ettirmek için yüksek
perdeden konuşmalar yapar.
Beriki geri durur mu?
Asla.
Önce cümleler yarışır.
Sonra kelimeler, sonra da sesler. Kim daha çok cümle kurarsa, daha sivri
kelimeler savurursa ya da daha fazla bağırırsa, en doğru ve en haklı kendisi
olur diye düşünür. Kullanılan cümlelerde ve hoyratça savrulan kelimelerde onur
incitici ifadelerin olup olmamasına dikkat edilmez artık.
Bu tür tartışmalarda
genellikle şu üç ihtimal kaçınılmaz olur:
Biri haklı, biri haksızdır,
İkisi haksızdır,
İkisi haklıdır ama birbirlerini anlamıyorlardır.
Her üç durumda da iki
tarafın çözüm odaklı bir tutum izlemesi önemlidir. Amaç, hangisinin haklı
olduğunu ispatlamak değil, sorunu bir çözüme kavuşturmak olmalıdır.
Bu tür diyaloglara bir
örnek verecek olursak:
Anne:
Baksana, çocuk hiç ders çalışmıyor. Yaptığı tek şey telefonla oyun oynamak. Sen
de hiç müdahale etmiyorsun. Bir sorun yokmuş gibi davranıyorsun.
Baba:
Sen neden müdahale etmiyorsun? Senin de çocuğun değil mi? Suçu başkasına atmak
daha kolay geliyor, değil mi?
Bu diyalogdaki
konuşmalar, tartışmayı çözüme götürmekten uzaktır. Karşılıklı suçlamalar,
krizin daha çok büyümesine neden olacaktır. Oysaki her biri, objektif bir bakış
açısıyla kendi hatalarını görüp öz eleştiri yapabilse, muhatabının da haklılık
payının olduğunu kabul edebilse, konuşmalar, çözüm odaklı olmaya başlayacaktır.
Şimdi aynı konuyu, doğru bir
yöntemle ele alalım:
Anne:
Çocuk, derslerini çok ihmal ediyor. Telefonu elinden hiç düşürmüyor. Acilen bir
şeyler yapmamız lazım.
Baba:
Haklısın, ben de iş yoğunluğundan üstünde duramadım. Bir aile toplantısı
yaparak konuyu onunla detaylı bir şekilde konuşabiliriz. Çözüm yollarını
beraber ararız. İkimiz tutarlı olursak, çocuk da işi ciddiye alır, diye
düşünüyorum.
Böyle bir konuşma ve
konuşmanın arkasından atılacak doğru adımlar, sorunu daha hızlı bir şekilde çözüm
sürecine götürecektir.
Çoğu anne ve baba,
çocuklarıyla bir sorunu konuştuklarında, reddedici ve suçlayıcı tutumlar
takınırlar. Çocuklarının, suçlarını kabul ederek bir an önce özür dilemelerini
beklerler. Ne var ki, çocuklar da savunucu tutum takınıp, işi yokuşa sürerler. Ebeveynlerinin,
daha kabul edici ve affedici olmalarını isterler. Tartışmalar, böylece uzayıp giderken, ailedeki
iletişim ciddi yaralar almış olur.
Konuyu pekiştirmek amacıyla şimdi yukarıdaki ev
ortamından çıkıp, herhangi bir okulumuza gidelim:
Kavga eden iki
öğrencimizin, rehberlik servisine çağırıldığını düşünelim. İkisi de birbirini
suçlayacak, kavgayı, ötekinin başlattığını ısrarla iddia edecektir. İlk
bakışta, ceza alma korkusuyla böyle davrandıklarını söyleyebiliriz. Televizyon
dizilerinin, sosyal medyanın ve internet ortamlarının etkilerini de yadsıyamayız
ama çocukların, bu tutumlarını kendi anne ve babalarından öğrenmiş
olabileceklerini de göz ardı etmemek gerekir.
Dolayısıyla, psikolojik
danışmanların, bu tür kriz ve sorunları çözebilmesi ve haklı veya haksız
olduğuna bakmadan tüm öğrencilere yardım sunabilmesi için aileleri de incelemesi,
çözüm odaklı bir iletişim geliştirmeleri için kendilerine rehberlik hizmeti
vermesi önemlidir.
Ezcümle, ailede çözüm
odaklı tutumlar geliştirmek, okul hayatına, iş hayatına ve genel olarak sosyal
ilişkilerimize olumlu bir şekilde yansıyacaktır.
Sorun odaklı konuşmalar
yapınca, birimiz kazanmış, birimiz de kaybetmiş gibi görünebiliriz. Ama gerçek,
ikimizin de kaybetmiş olduğudur.
Çözüm odaklı konuşmalar
yapınca ise, ikimiz kaybetmiş gibi görünsek de tam tersine, hepimiz kazanmış
oluruz.

0 Yorum:
Lütfen yorumlarınızı yazınız...