Öfkeli bir şekilde iki öğrenciyle odama girdi Alev öğretmen. Ali, Ahmet’e ağza alınmayacak küfürler etmişti. “Ama öğretmenim, o da r...

ÖZEL EĞİTİM ÖĞRENCİLERİ VE AKRAN ZORBALIĞI

 

 


Öfkeli bir şekilde iki öğrenciyle odama girdi Alev öğretmen. Ali, Ahmet’e ağza alınmayacak küfürler etmişti. “Ama öğretmenim, o da resmimi çizdi” diye savundu kendini Ali. Alev öğretmen, “Sizi artık dinlemek istemiyorum. Hocam, al bu iki öğrenciyi, ne yapıyorsan yap. Benden bu kadar” diyerek kapıyı çarpıp gitti. Ben, Ali ve Ahmet çaresizce odada kaldık.


Olayı her ikisinden de dinleyince anladım ki Ahmet, Ali’nin resmini çizmiş; Ali de öfke kontrolünü tamamen kaybedip art arda küfür etmişti. Ahmet’i sınıfa gönderdikten sonra Ali ile baş başa kaldık. “Alev öğretmen beni hiç dinlemiyor, bağırarak kızıyor. Onu sevmiyorum” dedi Ali. Bu sözleri beni çok üzdü. Çünkü Ali, hafif düzeyde otizm spektrum bozukluğu olan bir öğrencimizdi. İletişim kurmakta, oyunlara katılmakta zorlanıyordu. Yüksek ses ve bağırmadan rahatsız oluyor, haksızlığa uğradığında ise öfkesini kontrol edemeyip küfür ediyor ya da arkadaşlarına vurabiliyordu. Bu tepkileri çoğu zaman haklıyken haksız duruma düşmesine yol açıyordu. Ali, akranları tarafından anlaşılmayan, dışlanan ve zorbalığa sıkça maruz kalan kaynaştırma öğrencilerimizden biriydi.


Okulda böyle bir olayın yaşandığını düşünelim. Peki, bu olay karşısında ne yapılabilir?


Son yıllarda okullarda akran zorbalığı hem sıklığı hem şiddetiyle dikkat çekiyor. Çocuklar sorunlarını konuşarak çözmek yerine neden şiddete başvuruyor? Bunun birçok nedeni var: aile, medya, teknoloji bağımlılığı, empati eğitiminin eksikliği… Ama bizi bugün özellikle ilgilendiren, zorbalığın en savunmasız kurbanları: özel gereksinimli öğrenciler.


Akran zorbalığı, bir gücün diğerine karşı kasıtlı ve tekrarlayan şekilde zarar vermesidir. Fiziksel, sözel, ilişkisel ya da siber olabilir. Zorba çocuk dışarıdan güçlü görünse de çoğu zaman kendi içinde kırılgan, empati kurmakta zorlanan, sosyal becerileri sınırlı bir çocuktur. Mağdur çocuk ise genellikle daha çekingen, kaygılı ve “farklı” olduğu için hedef hâline gelen çocuktur. İlginç olan şu ki, zorba ile mağdur arasında özgüven, aile yapısı ve akademik başarı açısından benzerlikler de bulunabilir.


Kaynaştırma/bütünleştirme eğitimi alan özel gereksinimli öğrenciler, ne yazık ki zorbalığın en sık hedefi olmaktadır. Beklenti, bu çocukların akranlarıyla birlikte daha hızlı sosyalleşeceği yönündeydi; ancak araştırmalar karışık sonuçlar vermektedir. Bir kısım öğrenci gerçekten çok güzel gelişim gösterirken, bir kısmı dersin akışını istemeden bozması, farklı davranışlar sergilemesi ya da iletişim zorluğu nedeniyle dışlanmakta, alay edilmekte, hatta fiziksel şiddete uğramaktadır.


Peki bu çocuklar neden bu kadar savunmasız kalıyor? Ve en önemlisi, ne yapabiliriz?


Zorbalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, önemli ölçüde azaltmak okul ekibinin elindedir. Bunun için herkesin üzerine düşeni yapması gerekir:


Okul idaresi; özel gereksinimli öğrencileri tanıyarak uygun sınıf, kat ve öğretmen eşleştirmesi yapmalı, sınıf mevcudunu mümkün olduğunca düşük tutmalı ve aylık gelişim raporlarıyla süreci takip etmelidir.


Sınıf öğretmeni; öğrencinin tanısını ve ihtiyaçlarını çok iyi öğrenmeli, BEP’i etkin şekilde uygulamalı, sınıfta ve veli toplantılarında yaşa uygun, yargılamayan bir dille farkındalık çalışması yapmalı, derslerde ve etkinliklerde özel gereksinimli öğrenciyi aktif olarak dahil etmeli, güçlü yönlerini öne çıkarmalı ve en önemlisi kendi tutumuyla sınıfa model olmalı. Öğretmen bir öğrenciyi nasıl kabul ediyorsa, sınıfın büyük kısmı da öyle davranır.


Rehber öğretmen / psikolojik danışman; empati, kabul ve arkadaşlık temelli sınıf içi etkinlikler düzenlemeli, veli ve öğrenci farkındalık seminerleri yapmalı, özel gereksinimli öğrenciyle düzenli bireysel görüşerek duygusal durumunu izlemeli ve öğretmenlere BEP ve sınıf yönetimi konusunda destek vermelidir.


Tüm bu ekip çalışması gerçekleştiğinde, özel gereksinimli çocuklar toplumdan izole edilmekten kurtulur; sosyal becerileri güçlenir, kendilerini daha değerli hisseder ve akran zorbalığına maruz kalma riski önemli ölçüde azalır.


Ali’nin elime dokunmasıyla kendime geldim. Masama baktım; kalem elimdeydi ama yazdığım tek satır yoktu. Dalmış gitmiştim. Ali gülümseyerek “Ne yapalım?” der gibi bakıyordu. “Sınıfa gidebilirsin” dedim. Birden gülümsemesi kayboldu, yüzünü hüzün kapladı. “Ne oldu Ali?” “Öğretmenim… Siz de benimle gelseniz olur mu? Alev öğretmen çok kızacak, korkuyorum.” Ne diyeceğimi bilemedim. Göz hizasına eğildim: “Ben yanındayım, öğretmenin seni seviyor, endişelenmene gerek yok.” İkna olmamıştı. “Ne olursunuz, lütfen…” Bu çocuklar farklı olmanın bedelini çok ağır ödüyor diye içimden geçirdim. “Tamam” dedim ve eline uzandım. Minik eli ter içindeydi; korkudan, endişeden terlemişti. Elini sıkıca tuttum. Ali güvenle gülümsedi, gözlerimin içine bakarak teşekkür etti. Birlikte, güvenle sınıfın yolunu tuttuk…


Peki, sizce yazının başındaki olayda taraflar nasıl davranmalıydı?


Kaynakça

  • Aksoy, G. (2019). Okullarda yaşanan akran zorbalığının nedenlerine ve müdahale yöntemlerine ilişkin okul yöneticileri ve öğretmenlerin görüşleri [Yüksek Lisans Tezi]. Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.
  • Cincioğlu, Ş. ve Kurt, Ö. (2024). Öğretmenlerin kaynaştırma öğrencilerine yönelik akran zorbalığını önleme ve müdahale stratejilerinin incelenmesi. Trakya Eğitim Dergisi, 14(3), 1880-1895.
  • Günay, Ş. ve Gürhan, C. A. N. (2018). Zorbalıkla baş etmeye yönelik bir akran destek programının etkililiği. Turkish Psychological Counseling and Guidance Journal, 8(51), 266-294.
  • Sarı, H. ve Pürsün, T. (2019). Kaynaştırma sınıflarında akran zorbalığının öğretmen ve öğrenci görüşleri açısından incelenmesi. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 19(44), 731-768. https://doi.org/10.21560/spcd.v19i49119.500742

 

0 Yorum:

Lütfen yorumlarınızı yazınız...