Bireyin
sosyal yaşamdaki yolculuğu, ilk olarak aile
ortamında başlar. Çocuk, bu çekirdek yapının bir üyesi olarak dünyaya
gelir. Gelişim süreci boyunca, birey toplumsal çevrenin dinamikleri içerisinde
hem fiziksel hem de psikolojik olarak olgunlaşır. Her ne kadar genetik miras (kalıtım ve biyolojik
özellikler) bireyin temel potansiyelini belirlese de, karakter gelişimi
üzerinde en büyük etkiye sahip faktörler; maruz kalınan toplum, çevre ve
deneyimlenen yaşam koşullarıdır.
Bireyin
psiko-sosyal gelişimi, aile çevresinde başladıktan sonra, çocuğun okul hayatına
adım atmasıyla birlikte, akran
etkileşimlerinin yoğunlaştığı farklı bir sosyal alana taşınır.
Bireyin
topluma ve sosyal yaşantılara karşı tepkilerinin biçimi ve başkalarıyla nasıl
iletişim kuracağı, yaşamının ilk yıllarındaki öğrenme deneyimlerine bağlıdır.
Bu deneyimler de, çocuğa sunulan olanaklara,
bu olanakları değerlendirebilmek için sahip olduğu motivasyona, öğretmen ve yetişkinlerin rehberliğine bağlıdır. Bütün bu etkenler; onun sosyal becerileri kazanarak
sosyalleşmeyi öğrenmesini, grup içindeki yerini belirlemesini ve sosyal
gelişimini etkiler. Öte yandan, bireylerin sosyal gelişimlerini
tamamlayamamaları ya da sosyal gelişimlerinde eksikliklerinin olması,
gelecekteki sosyal davranışlarını olumsuz yönde etkilemektedir.
Çocuklar
büyüdükçe, davranışlarının şekillenmesinde ailenin yanı sıra, özellikle diğer
çocukların etkileri giderek artar. Arkadaşlığın önem kazanması yaşamın her
döneminde sürer ve yaşıt gruplarının
baskısı, zaman içerisinde ailenin etkisine denk, hatta ondan daha da
üstün olmaya başlar. Çocuk, arkadaş gruplarına girmek ve bu grupların içinde
kalabilmek için kendini denetlemeyi
ve gerektiğinde ödün vermeyi
öğrenir. Arkadaşlarının katkısıyla değişik ve yeni davranış biçimleri kazanır.
Çocuğun
okula başladığı yıllarda edindiği sosyal beceri gelişimi, onun okula uyum
sürecini de kolaylaştırır; akranlarıyla sağlıklı
iletişim kurabilmesini destekler. Her alanda olduğu gibi, bireysel
farklılıklar okullarda ve sınıflarda çeşitli sorunlara sebep olmaktadır. Bazen
bu sorunlar, okulda ve sınıfta istenmeyen
öğrenci davranışları şeklinde ortaya çıkabilmektedir. İstenmeyen
davranışlardan biri olan akran
zorbalığı, okullarda gittikçe yaygınlaşan bir sorun haline gelmeye
başlamıştır.
Okullarda
maruz kalınan zorbalığın, bireylerde çeşitli problemlerin oluşmasına neden
olduğu görülmektedir. Zorbalık davranışlarına maruz kalan bireylerin kızgınlık, çaresizlik ve kaygı
duygularını yaşadıkları; okula gitmek
istememe, okuldan kaçma, bazı kronik rahatsızlıkların ortaya çıkması ve
hatta intihara kalkışma gibi
durumlarla karşılaşabildikleri bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda, zorbalığa
maruz kalan bireylerin okul devamsızlıklarının arttığı, başarılarının ve
özsaygılarının düştüğü, sosyal beceri ve yeterliliklerinin olumsuz etkilendiği
ortaya konulmuştur.
Akran
zorbalığına maruz kalan veya bu davranışları sergileyen bireylerin sosyal beceri düzeylerinin yetersiz kaldığı,
yakın ilişkiler kurmak ve devam ettirmekte sorunlar yaşadıkları, bu
problemlerin ilerleyen yıllarda da artarak devam ettiği ve ağır sosyal uyum sorunlarıyla karşılaşılabildiği
görülmektedir. Akran zorbalığına uğrayan bireylerin sosyal becerilerinde
meydana gelen sorunlar; kendilerini
ifade etme, ilişkiyi başlatma ve sürdürme, plan yapma, saldırgan davranışlar ve
dürtülerle başa çıkma gibi becerilerdir.
Sosyal
beceri, çevrenin yargılarına dikkat etme ve toplumdaki bireylerle etkili iletişim kurabilme yeteneğiyle
ilişkilidir. Bu, başkalarıyla olumlu etkileşimde bulunma yeteneği ve
öğrenilmiş, sosyal olarak kabul edilebilir davranışlara sahip olma durumudur.
Bu nedenle, çocukların sosyal becerilerini geliştirmeleri ve bu becerileri
güçlendirmeleri, hem okulda hem de ileriki yaşamlarında başarı ve mutluluk açısından kritik bir faktördür.
Akran
zorbalığı, çocukların sağlıklı sosyal gelişimini engelleyebilir ve bu da sosyal
becerilerin olumsuz yönde etkilenmesine neden olabilir. Zorbalığa maruz kalan
çocuklar; genellikle düşük benlik
saygısı, güvensizlik ve çekingenlik gibi sorunlarla
karşılaşabilirler; bu da sosyal becerilerin gelişimini kısıtlayabilir.
Akran
zorbalığını, yalnızca dışarıdan gözlemlenebilen bir saldırganlık veya güç
gösterisi olarak değil, aynı zamanda bireyin içsel dünyasında gelişen psikolojik süreçlerin bir yansıması
olarak değerlendirmek gerekir. Bu süreçleri anlamak, zorbalığa eğilim gösteren
ve zorbalığa maruz kalan bireylerin davranışlarının analiz edilmesine yardımcı
olurken, uzun vadeli etkilerinin önlenmesi için de gereken adımların
atılabilmesini sağlar. Akran zorbalığına eğilim gösteren bireylerin, genellikle
düşük empati düzeyine, düşük
özsaygıya veya güven eksikliğine sahip oldukları bilinmektedir. Bu özellikler,
zorba davranışları bir tür kendini
ispat etme veya içsel çatışmalarını dışa vurma aracı haline getirebilir.
Zorba davranışların arkasında çoğu zaman bireyin kendi içsel problemlerini,
korkularını veya hayal kırıklıklarını başka birine yansıtma eğilimi yatar. Bu
açıdan bakıldığında, zorbalık davranışı sergileyen çocukların ve gençlerin erken dönemde tespit edilerek gerekli
psikolojik destek ve rehberlik hizmetlerine yönlendirilmesi oldukça önemlidir.
Aksi takdirde, bu bireyler ilerleyen yaşlarda daha ciddi davranış sorunları
geliştirme riski taşır.
Akran
zorbalığını önlemede, sosyal
becerilerin geliştirilmesi; çocukların ve gençlerin hem duygusal
zekâlarını geliştirmelerine hem de sağlıklı sosyal ilişkiler kurma becerilerini
kazanmalarına yardımcı olurken, zorbalığı önlemede önemli bir faktör
olmaktadır. Böylece sosyal beceriler, bireylerin sosyal ortamlarda etkili iletişim kurma, çatışmaları çözme ve
diğerleriyle iş birliği yapma yeteneklerini içerirken, zorbalık yapan
bireylerin davranışlarını dönüştürmelerine yardımcı olarak onların daha uyumlu
ve saygılı bireyler olmalarını da teşvik eder. Bu becerilerin geliştirilmesi,
zorbalık davranışlarını azaltarak, daha sağlıklı
ve destekleyici bir okul ve topluluk ortamı yaratılmasına katkı sağlar.
Akran
zorbalığının önlenmesinde; öğrencilerin topluma ve okula uyum sürecinde doğru sosyal davranışlar
kazanabilmesi, olumlu okul iklimi
oluşturma, onları psikolojik, sözel ve fiziksel saldırılardan koruyabilme,
okulda akran zorbalığının azaltılmasında önemli bir strateji olarak
görülmelidir. Okulların akran zorbalığını önlemek için velilerle birlikte hareket etmeleri ve onlarla iş birliği kurmaları
önemli bir adım olacaktır. Bunun yanı sıra, ailelerin çocukları ile daha fazla
iletişim kurmalarının sağlanması, Rehber
Öğretmenlerle iş birliği içerisinde olmaları ve velilerin akran
zorbalığı konusunda bilgilendirilmesi, bu konuda etkili ve faydalı sonuçlar
verecektir.

0 Yorum:
Lütfen yorumlarınızı yazınız...